Haberler

Haberler

  • COVİD 19 Pandemisinde virüs bulaşını önlemek için Laboratuvarımızda alınan önlemlere uymanızı rica ederiz.
  • Lütfen kapı girişinde ateşinizin ölçülmesine izin veriniz.
  • Hapşırma, öksürük gibi şikayetleriniz varsa lütfen bildiriniz ve koruma önleminizi alınız
  • Hasta Kabul Bankosu önündeki güvenli mesafeyi gösteren çizginin arkasında durunuz.
  • Koltuklarda diğer hastalarımızla aranıza güvenli mesafe koyarak oturunuz
  • Laboratuvara giriş, çıkışlarda, evrak, para, kredi kartı ile temas sonrası lütfen el dezenfektanlarını kullanınız.

Test ve Check-up Detayları

TEST BİLGİLERİ

Listelerden seçeceğiniz testlerin detaylarında; testlerin çalışıldığı günler, sonuçların verildiği gün, varsa test öncesi yapılması gerekenler gibi detaylı bilgileri bulabilirsiniz.


    TESTLER
    Kelime:


CHECK-UP BİLGİLERİ

Listelerden seçeceğiniz Check-up programlarındaki testler ihtiyaçlar doğrultusunda özenle seçilmiştir. Size özel check-up programı talebiniz olursa lütfen e-posta gönderin »


     CHECK-UP PROGRAMLARI




Şifre değiştir
Şifremi/kullanıcı kodumu unuttum

 

X







Evden numune alımı hakkında...

Yararlı Bilgiler > Ultrasonla sık konulan tanılar;

Radyoloji >> Karaciğer Yağlanması (Hepatosteatoz) 

Karaciğerde normalden fazla yağ dokusu birikmesine denir.  Hafiften şiddetliye doğru Grade  I-II-III (veya Evre I-II-III) diye derecelendirilerek tanımlanır.

Özellikle orta yaş ve üzerinde çok sık görülen bir durumdur. Çoğu zaman herhangi bir şikayete ya da komplikasyona neden olmadığından, genellikle başka bir nedenle yapılan muayene sırasında tesadüfen fark edilir. Ancak yağlanma ileri düzeyde ise ve özellikle karaciğer büyümesine de neden oluyorsa, sağ kaburga altında dolgunluk hissi ve ağrıya neden olabilir. Karaciğer dokununun yağlanması, uzun vadede karaciğer dokusuna zarar vererek karaciğer fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileme potansiyeli taşır.

Yağlanma çoğu durumda bir değil birkaç nedene bağlıdır. Yağlanmaya en sık neden olan etkenler aşırı kilo, fiziksel aktivitenin az olması, şeker hastalığı, geçirilmiş sarılık, bazı ilaçlar, aşırı alkol alımı ile  yüksek kolesterol ve trigliserid düzeyleridır. Bu durumlardan mümkün olanların düzeltilmesi yağlanmada gerilemeye neden olabilir. Aynı şekilde gıdalarda meyve, sebze, zeytinyağlılar, deniz ürünleri ve tam buğday ekmeğine  ağırlık verilmesi durumunda genellikle yağlanmada gerileme görülür. 

Karaciğer yağlanmasının en kolay teşhis yöntemi ultrasondur ve genellikle başka bir görüntüleme yöntemine gerek duyulmaz. Tedavi amaçlı önlemlerin etkilerinin değerlendirilmesi için yılda en az bir kez ultrason ve kan tahlilleriyle takip çoğu vakada yeterli olur. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Karaciğer Hemanjiomu (Kavernöz Hemanjiom) 

Oluşum nedeni tam olarak bilinmeyen, oldukça sık görülen (toplumda yaklaşık %7 oranında) bir tümördür. Kan damarlarından oluşmuş bir yumak yapısındadır ve kanserleşme riski yoktur. Gebelikte ve doğum kontrol ilaçları kullananlarda boyutlarında büyüme gözlenebilir. Bu nedenle çoğu doğumsal olsa da, gelişmesinin hormonel dengenin bozulmasıyla da kısmen ilişkili olabileceği düşünülür.

Çoğunluğu hiçbir şikayete neden olmadığından genellikle check-up ya da başka bir nedenle yapılan incelemede tesadüfen keşfedilir. Büyük iseler nadiren bölgesel olarak hafif ağrıya ve yemek sonrası dolgunluk ve şişkinlik hissine neden olabilir.

Bazen tanı için ultrason yeterli olmayabilir ve emin olmak için boyutlarının 3-6 aylık aralıklarla takibi gerekir. Takip süresince boyutlarda büyüme olmazsa 2 yıl sonra takip kesilebilir.  Büyük boyutlu olanlarda kesin tanı için MR veya BT ile ileri tetkik de  gerekebilir. 

Çok büyük (çapı 5 cm ve üzerinde) ve karaciğerin yüzeyine yakın iseler şiddetli bir travma sonrası iç kanama riski oluşturabilirler. Böyle bir risk görürse doktorunuz cerrahi tedavi önerebilir. Bu durumda ameliyatla çıkarılması, embolizasyon veya radyasyon terapisi gibi seçenekler vardır. Ancak hemanjiomların büyük çoğunluğu tesbit edildikten sonra büyümez, hiçbir şikayete neden olmaz ve tedavi gerektirmez. 

Küçük boyutları hemanjiomlarda, ilk 2 yıllık dönemde boyutta hiç bir artış görülmediyse özel takip gerekli görülmez. Ancak boyutları 2-3 cm ve üzerinde olanlarda yılda bir kez ultrasonla boyut takibi uygun olur.  

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Basit Karaciğer Kisti 

Karaciğerdeki içi sıvıyla dolu keseciklerdir. Sık rastlanmasına rağmen (yaklaşık her 20 kişide bir) oluşum nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Bazılarının doğumsal, bazılarının ise geçirilmiş travma veya enfeksiyöz hastalıkların kalıntısı olduğu düşünülür.

Çoğunlukla hiçbir şikayete yol açmadığından, genellikle başka bir nedenle yapılan tetkik esnasında tesadüfen görülürler. Bir veya birkaç karaciğer kistinin varlığı, karaciğer fonksiyonlarında herhangi bir bozulmaya neden olmaz. Basit kistler, % 95 vakada herhangi bir şikayete neden olmazlar ve tedavi gerektirmezler.

Kistler nadiren  büyük boyutlara ulaşarak sağ kaburga altında ağrı hissine yol açabilir. Bu durumda iğne ile boşaltma veya cerrahi müdahele gündeme gelebilir. Kist sayısı çok fazla ise veya kist içinde ( basit kistten farklı olarak )  katı kısımlar ve parçacıklar görülürse, BT veya MR gibi ileri tetkik yöntemleri her zaman gereklidir. 

Karaciğerdeki basit kistlerden çok daha seyrek rastlanan ekinokok parazitinin kistleri (köpek kisti diye de bilinir) erken dönemlerinde iken, basit kist görünümünde olabilir. Bu yönde herhangi bir şüphe olursa ileri tetkikler gerekebilir. Ultrasonla tipik basit kist görünümündeki olan oluşumlar için ise yılda bir kez ultrason kontrolü yeterlidir.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali) 

Hepatomegali, karaciğer boyutlarının beklenen ortalamanın üzerinde olmasıdır. Büyüme, kendi başına bir hastalık değildir, başka bir hastalığın sonucu olarak oluşur.
En sık nedeni kilo fazlalığına bağlı karaciğer yağlanmasıdır,  Yağlanmaya ise çoğunlukla aşırı kilo, fiziksel aktivitenin az olması, şeker hastalığı, geçirilmiş sarılık, bazı ilaçların uzun süreli kullanımı, aşırı alkol alımı ve yüksek kolesterol / trigliserid düzeyleri neden olur.  Kalp yetmezliği,  bazı bulaşıcı mikrobik hastalıklar, karaciğer tümörleri ve nadir görülen başka bazı hastalıklarda ise  karaciğer, yağlanma olmaksızın büyüyebilir. 

Karaciğerin büyümesi, çoğunlukla belirgin bir şikayete neden olmaz. Nadiren ise sağ kaburga altında ağrı, dolgunluk hissi ve yorgunluğa neden olabilir.

Karaciğerin şekli ve boyutu kişiden kişiye önemli farklar gösterebildiğinden, sadece tek bir açıdan organ boyutunun ölçümü yapılırsa değerlendirme yanıltıcı olabilir. Ölçümler birkaç değişik açıdan yapılmalı, hastanın  boyu,  kilosu, şikayetleri ve diğer bulgular da göz önünde bulundurularak karaciğerin büyümüş olup olmadığına  karar verilmelidir.
Karaciğer büyümesinin tedavisi, büyümeyi oluşturan hastalığa veya nedene yönelik olarak yapılır. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Safra Kesesinde Polip 

Safra kesesi polipleri, kese duvarının iç yüzündeki küçük, toplu iğne başı veya meme başı biçimindeki oluşumlara denir. Birkaç değişik nedenle oluşabilirler ve sık görülürler (yaklaşık toplumun %5’inde).

Poliplerin oluşma nedenleri farklı olan birkaç alt tipi vardır (kolesterol polipleri, inflamatuar polipler, adenomyom, adenom). Ultrason ile polipin tipini saptamak mümkün değildir. Bu nedenle ultrasonla polip görüldüğünde, değerlendirme polipin  boyutuna ve eşlik eden diğer olası bulgulara göre yapılmalıdır. 

Bazı polipler tesbit edildikten sonra yıllar içinde çok yavaş büyüme gösterebilir. Ancak  5-10 yıllık takipte bile poliplerin büyük çoğunluğu belirgin  bir büyüme göstermez.

Çapı 1 cm ve üzerinde olan poliplerin, düşük olasılıkla bile olsa zamanla kanserleşme riski olduğu kabul edildiğinden, bu durumda safra kesesinin alınması tercih edilir.

Bazen polip, taşla birlikte olabilir ve ağrıya da neden olabilir. Bu durumda da tedavi olarak safra kesesi alınır. Kesenin alınması dışında başka bir tedavi yöntemi,  veya poliplerin oluşmasını ve büyümesini kesin olarak önleyecek bilinen herhangi bir yöntem yoktur.   

Küçük boyutlu (çapı 1 cm’den az) polipler için genellikle ultrason ile yıllık boyut kontrolü yeterlidir.  Ultrason, poliplerin varlığını ve boyutlarını en iyi gösteren yöntem olduğundan, polip saptanan hastalarda kontrol veya takip amacıyla ultrason dışında başka bir yönteme gerek duyulmaz. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Safra Kesesinde Taş (Kolesistolithiazis) 

Safranın kese içinde taş derecesinde sertleşmesiyle oluşur. Oluşumunda genetik faktörlerin rolü vardır. Obezite, aşırı yağlı gıdalarla beslenme, gebelik, sebze ve meyveyi çok az tüketmek, şeker hastalığı, ani kilo kayıpları, uzun süreli açlık ve bazı ilaçların kullanımı da  taş oluşma olasılığını arttıran nedenlerdendir. 

Taşlar, yıllar boyunca hiç bir şikayete neden olmadan kese içinde kalabilirler. Ancak safra yollarının tıkama veya safra kesesinde iltihaplanmaya (akut kolesistit) neden olma riskleri her zaman vardır.  Nadiren pankreatit oluşumunu da tetikleyebilirler.

En sık rastlanan şikayet sağ kaburga altında, sırta ve sağ omuza vuran ağrıdır. Birkaç dakika veya birkaç saat sürebilir. Ağrıya, gözlerde ve ciltte yeşilimsi sarı renk ile ateş de eşlik ediyorsa gecikmeden bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.

Ultrason, safra kesesini oldukça net olarak gösterdiğinden, çoğu durumda taş teşhisi için yeterlidir. Nadiren taş kesenin safra kanalına açılan bölümünde veya karaciğerden bağırsağa uzanan safra kanalının içinde ise, ultrasonla görüntülenmesi güç olabilir ve bu durumda teşhis için  laboratuar tetkikleri ile başka görüntüleme tekniklerine ihtiyaç duyulabilir.

Taşların tedavisi için etkisi üzerinde doktorların görüş birliği vardığı  herhangi bir ilaç yoktur. Ancak özellikle taşlaşma aşama sını tamamlamamış katı safra çamuru (sludge) aşamasında olan vakalarda, ilaç tedavisi denenebilir. Şikayete neden olan taşların tedavisi, esas olarak safra kesesinin tamamının cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Kesenin çıkarılması, yaşam kalitesinde herhangi bir nedenle düşüşe veya belirgin bir şikayete yol açmaz.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Safra Çamuru (Sludge) 

Safra, karaciğerde oluşturulan ve sindirimi kolaylaştırmak üzere ince bağırsağa dökülmeden önce bir süre safra kesesinde depolanan sıvının adıdır. Safra kesesi çamuru (sludge) ise, bu sıvının çamur kıvamında katılaşmasıdır. Nedeni çoğu zaman belli değildir. Şeker hastalarında, gebelikte, ani kilo verenlerde, damar yoluyla beslenen ağır hastalarda görülme sıklığı artar. Uzun saatler boyunca hiç bir şey yememenin ve öğün atlamanın, safra kesesinde birikmiş safra sıvısının kıvamının katılaşmasına zemin hazırlayan faktörlerden biri olduğu düşünülür. 

Genellikle herhangi bir şikayete neden olmaz . Nadiren,  özellikle yemekten sonra sağ kaburga altında, sırta ve sağ omuza vuran ağrı ve bulantıya neden olabilir. Çok nadiren safra kesesinde iltihaplanmaya (akut kolesistit) da yol açabilir.  Bu durumda ağrı şiddetli ve uzun sürelidir. Ağrı, bulantı ve kusma dışında, dışkılama alışkanlıklarında değişiklikler ve balçık kıvamında dışkı da, safra kesesi problemlerinin belirtisi olabilir.

Uzun vadede çamur, taşa dönüşebilir, safra kesesi veya safra yollarında tahrişe ve iltihaplanmaya yol açabilir veya kendiliğinden yok olabilir.

Kesede çamurumsu safra varlığının teşhisi için ultrason yeterlidir.  Hiçbir şikayeti olmayan kimselere genellikle tedavi önerilmez. Şikayeti olan hastalarda ise diyet, ilaç tedavisi veya cerrahi yöntemlerinden hangisinin uygun olduğuna karar vermek için doktora başvurulmalıdır.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Basit Böbrek Kisti 

Özellikle orta yaş ve sonrasında böbreklerde kistler çok sık görülür. İçi sıvı dolu baloncuk şeklinde oluşumlardır. Çoğunlukla birden fazla sayıdadırlar. Oluşma nedenleri tam olarak bilinmez. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı daha da artar.

Genellikle basit böbrek kisti USG ile saptandığında başka bir tetkike gerek duyulmaz.
Ancak nadiren, böbrekteki bir oluşumun basit bir kist mi, yoksa kistik veya kısmen kistik görünümde başka bir oluşum mu olduğu anlaşılamayabilir. Bu durumda net teşhis için BT ve MR gibi başka incelemeler gerekebilir.

Basit böbrek kisti tanımı dışında kalan, yani içinde katı parçacıklar veya duvar düzensizlikleri görülen kistlerde ise, bulgulara göre ileri tetkik ve tedavi önerisi, her vaka için ayrı olarak belirlenir. 

Basit kistler çoğunlukla hiç bir şikayete neden olmazlar ve tedavi gerektirmezler.  Ancak kist boyutu  4-5 cm ve üzerinde ise, baskı yaparak normal böbrek dokusuna veya idrar yollarına zarar verebilir. Özellikle birden fazla ve büyük boyutlu kistler içeren böbreklerde taş ve enfeksiyon oluşma riski de artar. Nadiren, özellikle büyük olanlar idrar akışını kısmen engelleyebilir ve ağrıya neden olabilir. Bu nedenlerde çoğu şikayete yol açmasa da büyük veya çok sayıda böbrek kisti olan hastalarda yılda bir kez ultrason kontrolü uygun olur.

Tedavi gerektiren büyük kistlere iğne ile boşaltma, içine alkol enjekte etme veya ameliyatla çıkarma uygulanabilir. Ancak bu uygulamalara nadiren gerek duyulur. Böbrek ksitlerini küçülten herhangi bir ilaç tedavisi yoktur. Böbrek kistlerinin oluşmaması için alınabilecek herhangi bir önlem de bilinmemektedir.   
Genetik bir hastalık olan polikistik böbrek, böbreklerde sayılamayacak kadar çok kistin görüldüğü  ilerleyici bir hastalıktır  ve basit böbrek kistleri ile bir ilgisi yoktur. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Böbrekte Angiomyolipom 

Böbrekte en sık görülen iyi huylu tümör cinsidir. İç yapısı ağsı kan damarları ile kas ve yağ dokusundan oluşur. Oluşum nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak çoğunluğunun doğumsal ve genetik kaynaklı olduğu düşünülür.

Tipik görünümü nedeniyle teşhis için ultrason çoğu durumda yeterli olur. Çok nadiren boyutları büyük (4-5 cm ve üstü)  veya görünümü atipik olabilir. Bu durumda kesin teşhis için ileri tetkik (BT veya MR) gerekebilir.

Tümörün çapı nadiren birkaç cm'ye ulaşabilir. Bu durumda böbrek dokusuna baskı yapıp kısmi harabiyete yol açabilir. Ancak büyüme  yıllar içinde çok yavaş olarak gelişen bir süreçtir.  Boyutları 4-5 cm’yi aşan anjiomyolipomlar kanama riski yaratabileceğinden, embolizasyonla büyümesi durdurularak veya cerrahi ile çıkarılarak tedavi edilmesi gündeme gelebilir. Her iki böbrekte toplam birkaç adet anjiomyolipoma varsa, bazı genetik hastalıklar yönünden inceleme yapılması gereklidir. 

Anjiomyolipomların büyük çoğunluğu küçük boyutta olduğundan, hiçbir şikayete yol açmaz, tedavi gerektirmez ve boyutlarının yıllık olarak USG ile takibi yeterli olur.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Ektopik Böbrek 

Nedeni çok iyi bilinmeyen doğumsal bir gelişim bozukluğudur. Böbreğin, vücutta normal konumu dışında bir yerde olmasıdır . Yaklaşık olarak bin kişide bir görülür ve çoğunlukla tek bir böbreği ilgilendirir. Nadiren her iki böbrekte de olabilir.

En sık görülen şekli tek böbreğin normal konumundan biraz daha aşağıda olmasıdır. Daha nadiren ise böbrek olması gereken tarafta değil, diğer taraftadır (örn.sol böbrek sağda).  Bu durumda aynı tarafta gelişmiş olan her iki böbrek birbirine yapışık durumda da olabilir.

Genellikle herhangi bir şikayete neden olmadığından çoğu zaman başka bir nedenle yapılan incelemede tesadüfen saptanır.  Ancak bazen idrar yollarına baskıya neden olarak ağrı veya idrar yollarında tekrarlayan enfeksiyonlara yol açabilir. Ektopik böbreklerde taş oluşma olasılığı da normal konumdaki böbreklere göre biraz daha yüksektir. Özellikle ağrı yapması durumunda,  böbrek normal konumda olmadığından, eğer böbreğin anormal konumu hasta ve doktor tarafından bilinmiyorsa bu ağrı başka organ ağrılarıyla karıştırılabilir.

Nadiren de olsa, idrar akışını bariz olarak güçleştiren bir durum veya idrarda geri kaçış (reflü) varsa operasyon gerekebilir.  Ancak çoğu durumda ektopik böbrekli hastalara taş oluşumu ve enfeksiyon riskini azaltmak amacıyla bol su içme alışkanlığı edinmesi dışında bir şey önerilmez. Ektopik böbrekli hastalarda olası taş oluşumu veya diğer komplikasyonların böbreğe zarar vermeden tesbit eidlmesi için yıllık ultrason kontrolü uygun olur.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Pelvikaliektazi ve Hidronefroz 

Böbrekle mesane arasındaki idrar yolunun (üreter) ilk bölümünün veya tamamının normalden geniş olmasıdır. Genişleme tıkanmaya bağlı ise hidronefroz, nedeni bilinmiyorsa pelvikaliektazi olarak tanımlanır. 

Tek böbrekte veya her iki böbrekte olabilir. Doğumsal olabilir, ancak çoğu kez idrar akışını engelleyen tam veya kısmi tıkanıklık nedeniyle sonradan gelişir . 
En sık görülen nedenleri; İdrar yolunun baş kısmında (UP bileşke) doğumsal darlık,  idrar yolundaki taşa bağlı tıkanıklık, erkeklerde idrar yolunun alt bölümüne baskı yapan prostat  büyümesi,  idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçması (reflü), idrar yollarına baskı yapan her türlü kitle (kadınlarda yumurtalık kisti, büyük myom) ve gebeliktir.

İdrar akışında birkaç hafta veya daha uzun süren tıkanıklıklar, böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir. Bu nedenle pelvikaliektazi saptandığında nedeni bilinmiyorsa mutlaka ileri tetkiki ve takibi gereklidir. Birkaç hafta boyunca idrar yolunun tamamen tıkalı olarak kalması, o taraftaki böbreğin tamamen ve geri dönüşümsüz olarak işlev kaybına yol açabilir.

Ultrason ile pelvikaliektazi, genellikle grade 1'den 5'e kadar derecelendirilerek tanımlanır.  Hafif düzeyde olanı (grade 1)  tamamen zararsız doğumsal varyasyon olarak görülebilir. Böbrek taşı düşürme sonrasında veya gebeliklerden sonra da böbrekte  hafif düzeyde pelvikaliektazi, hayat boyu kalıcı ve zararsız bir durum olarak saptanabilir. 

Pelvikaliektazinin takibi ve gerekli ise tedaviye yönelik girişimler, pelvikaliektazinin nedenine göre belirlenir. Ultrason ile saptanan pelvikaliektazinin nedeni tam olarak tanımlanamıyorsa, gelişebilecek olası böbrek hasarını engellemek için, olayın  nedeni kesinleşene kadar kısa aralıklarla takibi veya ileri tetkiki gerekir. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Basit Meme Kisti 

Meme içinde oluşan sıvı dolu keseciklerdir. Genç ve orta yaşlı kadınlarda çok sıktır ve çoğu zaman bir memede birden fazla sayıdadır. Üzüm kıvamında veya daha sert odaklar olarak elle hissedilebilirler.

Meme kistlerinin oluşmasına süt kanallarının tıkanarak sıvı dolu bir kesecik haline gelmesi yol açar. Kist oluşumunun mekanizması kandaki östrojen miktarı ile de ilişkilidir. Dış etkenlerin rolü ise net olarak bilinmemektedir. Meme dokusu “fibrokistik meme” yapısında olan kadınlarda kist oluşumu, fibrokistik olmayanlara göre daha sık görülür.

Menopoz döneminde kistler genellikle küçülür veya kaybolurlar. Menopoz şikayetlerini gidermek için hormon tedavisi uygulanırsa, kist oluşumu riski artar.  

Basit kistlerin büyük çoğunluğu ağrısızdır ve tedavi gerektirmez. Bazen,  adetten önceki birkaç günde şiddetlenen ağrılar olabilir. Bu durumda destekleyici sutyen takılması, aşırı kafein (kahve, kolalı içecekler vs.) tüketiminden kaçınılması ve tuz tüketiminin azaltılması, ağrı ve hassasiyeti azaltabilir. Bu önlemlere rağmen rahatsız edici düzeyde ağrı varsa kist iğne ile boşaltılabilir veya ameliyatla çıkarılabilir. Memede hassasiyeti azalttığı düşünülen bazı doğal ürünler de piyasada mevcuttur, ancak her hastada kesin etkili bir ürün bilinmemektedir.  

Basit kist tanısı koymanın en güvenilir ve en kolay yolu, meme ultrasonudur. Genellikle başka bir incelemeye gerek duyulmazNadiren, memede görülen bir oluşumun basit kist mi, yoksa daha karmaşık yapıda bir kitle mi olduğuna ultrason ile karar verilemeyebilir. Bu durumda tanı için takip, mammografi veya MR gibi diğer görüntüleme teknikleri veya biyopsi uygulanabilir.  

Basit kist olarak tanımlanamayan, yani katı kısımlar veya duvarda belirgin düzensizlikler içeren kistler veya kısmen kisitk oluşumlar ise, her durumda ileri tetkik veya yakın takip edilmesi gereken olgulardır.  

Memede basit kistlerinin varlığı kanser riskinin artırmaz. Bu nedenle memesinde basit kist teşhis edilen ancak belirgin şikayeti olmayan kadınlarda, kistlerin yılda bir kez ultrason muayenesi yapılarak takibi yeterli olur. Ancak 35-40 yaşından sonra genel meme muayenesi için yıllık veya 2 yılda bir ultrasona ek olarak mammografi tetkikinin de gerekli olduğu unutulmamalıdır.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Memede Fibroadenom 

İyi huylu (benign) bir meme tümörüdür. Yavaş büyür ve genellikle ağrısızdır. Bu nedenle çoğunlukla ilk olarak  elle muayenede tesadüfen fark edilir.

Normal bir memede sert ve daha yumuşak kısımlar ele gelir. Genellikle süt bezlerinin daha yoğun olduğu bölgeler daha sert, daha çok yağ dokusu içeren kısımlar ise daha yumuşak olarak hissedilir. Ancak dikkatli bir muayene ile fibroadenom, bu pütürlü doku içinde daha sert kıvamda bir yapı olarak hissedilebilir. 

Fibroadenomların oluşum nedenleri net olarak bilinmez, ancak büyümesinin cinsel hormonlarla ilgisi vardır.  Bu nedenle özellikle genç kadınlarda daha sık görülürler. Hamilelikte ve çeşitli nedenlrle yapılan östrojen tedavileri sırasında boyutlarında artış olabilir. Menopoz sonrasında ise bu tümörler genellikle küçülürler.

Teşhiste genellikle önce muayene ve ultrason kullanılır.  Memede ultrason ile fibroadenoma benzeyen tümör saptandığında esas sorun çoğu zaman, oluşumun fibroadenom olduğundan ve kanserli bir tümör olmadığından emin olmaktır. Çoğu durumda tümör küçükse ve tetkik ve muayene bulguları fibroadnom için tipikse hasta birkaç ay aralıklarla takibe alrnır. 2 yıllık takip süresi sonucunda tümörde hiç bir üyüme görülmezse takip aralığı 1 yıla çıkarılabilir.

Bazen USG ve muayene bulguları fibroadenom için çok tipik değilse, mammografi  MR ve biyopsi gibi ileri tetkiklere gerek duyulur. Bu tetkikler de şüpheyi gidermiyorsa çoğunlukla tümörün ameliyatla çıkarılması tavsiye edilir.

Fibroadenomların varlığı, meme kanserini riskinizin atmış olduğunu göstermez. Ancak kireçlenme (kalsifikasyon) ve kistik alanlar içeren kompleks yapılı fibroadenomların varlığının meme kanseri riskini çok az da olsa artırdığına dair gözlemler vardır.

Bazı hastalarda memelerde aynı anda çok sayıda fibroadenom bulunabilir ve bunların tümünün çıkartılması, meme şeklinin bozulmasına yol açabilir. Bu durumda genellikle sadece boyutları ultrasonla takibe alınır. Takip edilen fibroadenomlardan birinin büyümesi veya görünümü şüpheli olarak değerlendirilmesi durumunda ise bu şüpheli olarak tanımlanan fibroadenomun çıkarılması tercih edilir. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Fibrokistik Meme 

Bir hastalık değil, sert ve hassas dokulu bir meme yapısını tanımlayan terimdir. 20-50 yaş arasındaki her 3 kadından birinde görülür.  Meme dokusu ortalamaya göre daha sert ve pütürlüdür.  

Aslında tüm normal memelerde,  elle muayene esnasında daha sert ve daha yumuşak kısımlar ele gelir. Ancak fibrokistik memelerde sertlikler biraz daha belirgindir ve  kist oluşumu daha sıktır. Özellikle adet dönemine birkaç gün kala başlayan ve adet dönemi bitene kadar devam eden ağrılar ve gerginlik hissi, memelerin üst ve dış taraflarında yoğunlaşır. Meme başından çok az miktarda yeşilimsi, sütümsü veya açık kahverengi akıntı gelebilir.

Bazı kadınlarda meme, hayatın bir döneminde fibrokistik özellikler gösterip sonra normale dönebilir. Memede fibrokistik değişikliklerin oluşmasında hormonların (östrojen) etkisi bilinmektedir. Bu nedenle östrojen hormonunun  kandaki seviyesinde düşüş yaşanan mMenapoz sonrasında  genellikle şikayetler azalır.  Menopoz tedavisi için östrojen verilen hastalarda şikayetler yeniden oluşabilir.    

Yakınmalar çoğunlukla tedavi gerektirecek boyutta değildir. Ancak eğer hastanın hayatını etkileyecek boyutta ise ilk alınacak önlemler daha rahat bir sutyen seçimi,  kafeinli içecek (kahve, kolalı içecekler) alımının azaltılması ve diyette yağ oranının düşürülmesidir. Bu önlemler yeterli olmuyorsa  ilaç desteği, varsa büyük kistlerin iğne ile boşaltması veya nadiren büyük kistlerin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir.

Çoğu hastada önemli bir yakınma olmadığından tedavi önerilmez. Şikayeti olmayan hastalarda rutin meme kontrolleri (35 yaşından sonra yılda bir kez fizik muayene, ultrason ve gerekli görülürse mammografi) dışında özel bir takip gerektirmez. Fibrokistik yapıdaki memelerde kanser riskinin normale göre artmış olduğuna dair güvenilir herhangi bir kanıt yoktur.

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

Radyoloji >> Hashimoto Tiroidit 

Tiroid bezinin kronik bir hastalığıdır. Hastalarda bağışıklık sistemi, tiroid dokusunu yabancı bir doku gibi algılayıp  tahrip eder ve tiroid bezinin hormon üretimi yıllar içinde giderek azalır.

Kadınlarda erkeklere oranla en az 10 kat daha sık görülür. Hemen her yaşta görülebilse de en sık olarak orta yaş üzerinde rastlanır. Toplum genelinde görülme sıklığı binde 1-2 arasındadır. Yakın akrabalarında tiroidit olması ve sigara kullanımı gibi bazı faktörlerin  de hastalığın gelişmesini kolaylaştırıcı etkisi vardır .

Yavaş gelişen bir hastalık olduğundan başlangıçta fark edilmesi güçtür.  Yorgunluk, uyuşukluk, kabızlık, ciltte kuruma, aşırı kilo alımı, yüzde ve göz altlarında şişme, ses kısıklığı, eklem ve kaslarda ağrılar, hareketlerde ağırlaşma, libido azalması, unutkanlık, adet kanamalarında artma, depresyon ve saç dökülmesi gibi birçok şikayete yol açabilir. Kan kolesterol seviyeleri yükselir. Tiroid bezi bölgesinde hassasiyet ve bezde büyüme nadiren görülür. Tiroid ameliyatı geçirenler ve boyun bölgesinden radyoterapi geçirenlerde de hipotiroidi ile benzer semptomlar gösterebilir.

Tiroid bölgesinde hassasiyetin nadiren olması ve sık görülen şikayetlerin çoğunun diğer bir çok hastalıkta da görülebiliyor olması nedeniyle ilk teşhis genellikle gecikebilir. Bu nedenle Hashimoto tiroiditi kaynaklı şikayetleri olan hastalarda sık olarak yanlışlıkla depresyon, fibromyalji, kronik yorgunluk sendromu, anksiyete vs.gibi tanılar konabilir.

Erken teşhis için en etkili tarama testi kandaki TSH düzeyini ölçmektir. Kesin tanı ise kanda antijenlerin saptanması ile konur. Nadiren kesin tanı için daha başka testlere de gerek duyulabilir.

Ultrason teşhis aşamasında özlelikle tiroidde genel doku görünümünü değerlendirmek ve bez içinde teşhis ve tedavi süreçlerini etkileyebilecek nodül olup olmadığını saptamak için kullanılır.

Ultrasonla tiroidit hastalarında görülen, sadece tiroid bezi görünümünde genellikle tüm bezi tutan bulanıklık (heterojenite) olup, nadiren nodülleri andıran yapılar da izlenebilir. İncleme esnasında bu bölgede hafifçe hassasiyet de olabilir. 

Tedavi olarak  tiroid hormonları ağızdan ilaçla alınarak hormon eksikliğinden kaynaklanan sorunlar giderilir. Çoğunlukla ilacı hayat boyu almak gerekmektedir. Ancak tiroidit, bunun dışında sıkıntıya yol açmaz. İlacın dozunun yarlanması güç ve alınan diğer ilçlarla etkileşim ihtimal yüksek olduğundan, doktora danışmadan ilaç alınmamalı veya ilaç dozu değiştirilmemelidir.

Tedavi sırasında 6 veya 12 aylık aralıklarla TSH’nın kandaki düzeyini ölçtürerek ilaç dozlarının ideal düzeyde olduğundan emin olmak gerekir. Ultrason da takip için en sık kullanılan görüntüleme yöntemidir.

Tedavi edilmemiş ve tiroid hormon düzeyleri düşük annelerin bebeklerinde anomali riski yükseldiğinden, gebelerde veya gebelik planlayan kadınlarda tiroid fonksiyonlarının mutlaka bilinmesi gerektiği unutulmamalıdır. 

Dr.Fuat Akça (Radyoloji Uzmanı)

ANKET FORMU Görüşleriniz bizim için değerli...

Görüşleriniz hizmet kalitemizi arttırmamız için bize yol gösterecektir.

  • Laboratuvar hizmetlerimiz hakkındaki düşünceleriniz,
  • Web sitemizle ilgili düşünceleriniz,
  • Diğer öneri ve görüşleriniz.

Varsa kullanıcı kodunuzu ve şifrenizi girerek anketi doldurunuz.

Anket formunu doldurmak için tıklayın.

İLETİŞİM Laboratuvarımıza erişim ve iletişim için...

Merkez: Fener-Kalamış Cad. No:8 34725
 Kızıltoprak/İSTANBUL
Telefon: +90 216 418 29 56
  +90 216 418 43 93 (Pbx)
Faks: +90 216 418 43 92
Şube: Kuşdili Cad. Misk-i Amber Sok.  Bulutlar Plaza No:1 34714
 Kadıköy/İSTANBUL
E-posta: E-posta göndermek için tıklayın.
Kroki: Yol tarifi için tıklayın.

İNSAN KAYNAKLARI Laboratuvarımıza iş başvurusunda bulunmak için...

Siz de bizimle çalışmayı düşünürseniz başvuru formunu doldurarak ilgili bölümümüze gönderebilirsiniz.

İş başvuru formunu doldurmak için tıklayın.

Çalışma Saatleri

Hafta içi : 08:00 - 19:00
Cumartesi : 08:00 - 19:00

(Kan alma hizmeti 18:00'de sone erer.)